top of page

Enron Krizi ve Çıkarılan Dersler

Yeterince sorgulanmayan muhasebe uygulamaları, daha önce kullanılmamış özel ve karmaşık modellerin özel izin alınarak uygulanması, her çeyrek sürekli olarak artan aşırı kar ve kontrolsüz büyüme, kimsenin cesaret edemeyeceği pazarlara ve faaliyet dışı yeni alanlara kontrolsüzce yapılan yatırımlar, inanılmaz bir risk iştahı ve etik ilkeleri gözetmeden yüksek kazanç hırsıyla gözü dönmüş şirket yöneticileri, CEO ve üst düzey yöneticiler tarafından alınan agresif ve etik dışı kararları sorgulamakta yetersiz kalan yönetim ve denetim kurulu…


Şirket yönetimiyle çıkar ilişkisi olan, hem denetim hem de danışmanlık hizmetini aynı anda veren bağımsız denetim şirketi ve o dönemdeki regülasyonların manipülasyonları önlemek için yetersiz olması faktörünü de eklersek finansal piyasaların ve şirket yönetimlerinin derinlemesine sorgulanmasına yol açan tarihin en büyük krizlerinden birine ulaşıyoruz.


2001 yılında iflasıyla büyük olay olan ABD’nin o zamanki 7. büyük şirketi Enron’un iflası devrim yaratan ve iş dünyasının temel dinamiklerini yeniden şekillendiren olay olarak tarihe geçti.


Bu krizin nasıl öngörülemediği ve önlenemediği, yönetim ve denetim kurullarının neden işlevsiz kaldığı halen ülkemiz dahil dünyanın pek çok yerinde MBA programlarında yönetim ve denetim derslerinde case study olarak anlatılıyor.


Olayı çok kısa hatırlatmak gerekirse, Enron enerji sektöründe faaliyet gösteriyordu ancak muhasebe sahtekarlıklarıyla zararlarını gizlemiş, kazançlarını şişirmiş ve yatırımcılarını yanıltmıştı. Denetim firması Arthur Andersen ise bu sahtekarlıkları fark etmesine rağmen gerekli müdahaleyi yapmadı ve bu durum krizin büyümesine neden oldu. Sonuç olarak, Enron iflas etti, hissedarlar ve çalışanlar büyük kayıplar yaşadı, Arthur Andersen ise itibarını kaybederek kapandı.


Şirketin iflas etmesinin tek sebebi tabii ki muhasebe usulsüzlüğü değildi; şirketin yönetim kurulu, finansal süreçlerdeki düzensizlikleri ve riskli uygulamaları yeterince denetlemedi. Yönetim kurulu, CEO ve üst düzey yöneticiler tarafından alınan agresif ve etik dışı kararları sorgulamakta yetersiz kaldı. Finansal düzensizlikler ortaya çıktığında hisseler değer kaybetti ve şirket nakit akışını sürdüremez hale geldi. Enron’un yöneticileri, kısa vadeli kazançları maksimize etmek ve kişisel çıkarlarını ön planda tutmak için etik değerlerden uzaklaştı. Şirketin uzun vadeli başarısını tehlikeye atarak agresif büyüme stratejileri izlediler ve tabii ki regülasyonların eksikliği de şirketin işini epey kolaylaştırmıştı.


Her açıdan ders niteliğinde olan bu olay, sadece yönetim zayıflığı değil aynı zamanda şirketlerin agresif büyüme politikalarının sonuçları ve sektöründe daha önce görülmemiş seviyede elde edilen karların sorgulanması gerektiğine dair de pek çok tartışmaya yol açtı.


Bu krizi tarihteki pek çok krizden ayıran şey, hem hiçbir şekilde öngörülememiş olması, hem de yönetimin dolandırıcılık faaliyetlerinin kurumsal yönetişim faaliyetlerinin eksikliği ve bağımsız denetimin yetersizliği sonucu görmezden gelinmesi veya gerçekten görülmemiş olmasıydı.


Enron’dan çıkarılan dersler, günümüzde şirketlerin sürdürülebilirliği için hayati bir rehber sunuyor. Bunların bazılarını özellikle finansal piyasaların önemli aktörlerinden biri olan ve doğası gereği sürdürülebilirliğin en önemli olduğu sigorta sektörü açısından değerlendirelim:


  • Finansal tablo ve raporlamaların şeffaf olmaması bir şirketi tamamen yok edebilir; tıpkı burada olduğu gibi eğer bir şirket yükümlülüklerini doğru ölçemiyorsa sadece yatırımcılarını yanıltmakla kalmaz aynı zamanda gelecekteki borçlarını da ödeyemez hale gelir. Sigorta şirketi özelinde değerlendirdiğimizde, eğer şirket gelecek yıllarda ödemeyi beklediği hasarlarını yanlış tahmin ediyor veya bilanço zararlarını küçültmek için olması gerekenden daha az karşılık ayırıyorsa, bu karşılıkların izlenmesinden sorumlu olan denetçiler, yönetim ve denetim kurulları bu durumu anlayamıyorsa kötü niyetli yöneticiler hesapları manipüle edebilir ve şirketi olduğundan daha karlı gösterebilir.


    Bir gün yasal veya başka sebeple şirket faaliyeti sona erip poliçeler iptal edildiğinde eğer karşılıklar doğru hesaplanmadıysa poliçe sahipleri mağdur olur, çünkü ortada doğru tespit edilmiş bir muallak hasar karşılığı, IBNR karşılığı, kazanılmamış primler karşılığı vb. yoksa yaşayan poliçelerin hasarları ve iptal sonrası iade edilmesi gereken primler maalesef karşılanamaz, tüketici mağdur olur.

 

  • Karmaşık muhasebe yöntemleri ve borç gizleme teknikleri, anlaşılır olmayan finansal bilgiler şeffaflığı ortadan kaldırır, hesap verilebilirlik zorlaşır. Uzun zamandır üzerinde çalışılan ve 2020 covid döneminden bu yana ertelenen IFRS 17’nin çıkarılmasının temel sebeplerinden biri bu karmaşıklığı ortadan kaldırmak ve sigorta şirketlerinin finansallarını sadeleştirmek üzerineydi. Uluslarası şirketler hariç maalesef pek çok yerel şirket geçiş sürecini tamamlayamadığı ve ilgili regülasyonlar yeni sisteme adapte edilemediği için IFRS 17 bir kez daha ertelenecek diye düşünülüyor.


    Finansal tabloların şeffaflığı, kar ve zarar eden portföylerin birbirinden ayrıştırılarak zarar eden portföylerin sonucunu ayrı olarak gösterilmesi, zararın doğrudan gelir tablosuna kaydedilirken karın ise sadece ilgili döneme ait olan kısmının hesaplara kaydedilmesini zorunlu kılması IFRS 17’nin güçlü taraflarından biri ve umarım en kısa sürede tüm sektör genelinde uygulamaya geçer (bu konuya sonra daha detay değineceğim).


  • Enron’un iflasının arkasındaki temel sebep de şirketin gelecekte beklediği karları daha sözleşmenin imzalandığı ilk günden itibaren gelir tablosuna kaydetmesiydi (mark to market adlı karmaşık ve yeni bir yöntemle bunu yapıyordu), gerçekte şirketin milyonlarca zararı olduğu anlaşıldı. Her zaman şuna inanırım, şirketler ve yöneticileri zarar oluştuğunda hep detaylı analizler yapar ve açıklamaya uğraşırlar ama kar edildiğinde bu kar nerden geliyor diye fazla bakmazlar. Asıl sorulması gereken en temel soru herhangi bir şirket için “Bu şirketin karı nerden geliyor?” sorusudur.

 

  • Karmaşık olduğu için şirket sonuçlarını anlamakta güçlük çeken üst düzey yöneticiler dahil, denetim ve yönetim kurullarına da muhasebe, risk yönetimi ve etik konular hakkında düzenli eğitimler verilmelidir. Örneğin bir şirket üst üste birkaç dönem zarar ediyor, zararın nerden geldiğini analitik yollarla izah edemiyorsa büyük ihtimal kontrolü kaybetmiş demektir. Analiz edilmeden genel bir yorumla durumu geçiştirmek, dışsal faktörlere bağlamak bazen asıl meseleyi gözden kaçırmaya neden olur. Sigorta şirketi özelinde yanlış risk seçimi, eksik fiyatlama, verimsiz operasyonlar, yetersiz reasürans yapısına ragmen aşırı risk alımı, kontrolsüz harcama ve yatırımlar gibi pek çok sebep varken asıl neden (ler) anlaşılıp aksiyon alınmalıdır.


  • Benzer şey aşırı ve yüksek kar için de geçerlidir. Eğer sektörde tüm şirketler belli bir üründe veya pazarda zarar ediyorken sadece bir şirket o ürün veya pazarda sürekli ve yüksek kar sağlıyorsa bunun sorgulanması gerekir. Günümüzde rekabet avantajları artık sır olmaktan çıktı, iyi ugulamalar hemen kopyalanıp hayata geçiriliyor. Zarar eden bir pazarda sadece birileri uç seviyelerde kar ediyorsa bu durum incelemeyi hake der. Kamuya açıklanan verilerin mantığı sadece bir şirketin sonuçlarını incelemek değil şirketlerin birbirine göre konumunu ve faaliyetini de değerlendirmek için kullanılmalıdır.


  • Yönetim kurulları, şirketin finansal süreçlerini ve risk yönetimini çok daha sıkı denetlemelidir. Anlamadığı veya emin olmadığı durumlarda bağımsız uzmanlarla çalışarak denetim talep etmelidir. Her ne kadar iç denetim fonksiyonu olsa da, bir sigorta şirketinde uzmanlık gerektiren Teknik karşılıklar, tarife yönetimi ve fiyatlama, finansal tablo denetimi işin uzmanı kişilerce “3rd opinion” kapsamında en azından 3 yıllık periyotlarla tamamen bağımsız uzmanlardan hizmet alımıyla denetlenmelidir (uluslararası grup şirketlerinde bu yapı mevcut)

 

  • Güçlü ve bağımsız yönetim kurulları oluşturulmalıdır, bağımsız üyelerin sayısı artırılmalı ve şirketle yönetim kurulları arasında çıkar ilişkisi olup olmadığı incelenmelidir. Beyan esas olsa da yerinde denetim ve araştırmalarla regülatörün konuyu ara ara denetlemesi gerekir. Yönetim kurullarının, şirket yönetimini sorgulama ve denetleme mekanizmalarını etkin bir şekilde işletmesi gerekir. Patron veya aile şirketlerinde bu denetim mekanizması teoride etkin gibi gözükse de pratikte bence uygulanabilir olmadığı için regülatör tarafından daha sıkı denetlenmeleri gerekir. Sigorta şirketlerinde denetim komitesi geçtiğimiz yıl sonu zorunlu hale geldi, şirketlerin websitesinden veya kamuya açık raporlarından ilgili komite üyeleri ve bu konuda yaptıkları çalışmalar izlenmelidir.

 

  • Şirketler potansiyel risklerini ve bu risklere karşılık aldıkları önlemleri düzenli takip edip raporlamalıdır. Sigorta şirketi özelinde ilgili mevzuatlar zaten bunu sorgulasa da yasanın sadece varlığı değil aynı zamanda uygulanıp uygulanmadığı denetlenmelidir. Sigorta şirketlerinde denetim komiteleri bu faaliyetleri denetlemek ve gözetlemek için geçtiğimiz yıl zorunlu hale geldi, pek çok şirket bu kapsamda oluşturduğu yapıyı şeffaça duyursa da komitesi olup olmadığını anlamadığımız şirketler de var, 2025 yılında ilk raporlamalar yayınlanınca bu komitelerin faaliyetlerini de göreceğiz. Daha şeffaf yönetim raporlamaları bekliyoruz önümüzdeki dönemde. Ayrıca ıfrs 17 sonuçları sektör genelinde yayınlanınca da (parallel run bile olsa) hangi portföyler karlı hangileri zararlı daha şeffaf analiz edebileceğiz.

 

  • Şirketlerde etik kuralların oluşturulması, muhbir koruma mekanizmaları yani çalışanların etik dışı davranışları rapor edebileceği sistemlerin geliştirilmesi önemlidir. Enron olayında içeriden bir çalışan olayı ihbar etmiş, ancak genel müdür duymazdan gelip raporlamamayı tercih etmişti. Bağımsız ve muhbiri koruyan bir sistem yoktu çünkü.

 

  • Bağımsız denetim firmaları güçlendirilmeli, danışmalık ve denetim hizmetlerinin ayrıştırıldığı kontrol edilmelidir. Ayrıca, sigorta şirketleri özelinde değerlendirecek olursak teknik karşılıkları denetleyen aktüerlerin ve bağımsız denetçilerin ortada bir sebep yokken ani bir kararla değiştirilmesi durumunda neden değiştiği sorgulanmalıdır. Bazen kötü niyetli yöneticiler, istedikleri manipülasyonu yapmak için kredibilitesi daha düşük ve itibarı zayıf paydaşlarla çalışmak isteyebilirler. Bu durum sorgulanmayı hak eder..

 

  • Şirketlerin kısa vadeli kazançlar yerine sürdürülebilir büyüme ve uzun vadeli değer yaratma stratejilerine odaklanmaları gerekir. Yalnızca sermayedarları değil, çalışanlar müşteriler ve toplum dahil tüm paydaşları düşünmelidir.


  •  Başarı sadece kar etmekle değil aynı zamanda güvenilirlik, şeffalık ve etik bir kültür inşa etmekle ölçülmelidir. Güvenin bir göstergesi de liyakat sahibi ehil kişilerle güçlendirilmiş yönetim yapısı demektir. Bir şirketi ister yerli ister yabancı olsun pazarındaki diğer şirketlerle sadece rakamsal olarak değil, kurumsal yönetimi açısından da karşılaştırmak ve değerlendirmek fayda sağlar. Bir şirketteki üst yönetim yapısı, kilit fonksiyonlarda yer alan kişilerin geçmiş deneyimi, özellikle C levelda yeterli sayıda liderlerin varlığı sürdürülebilir başarı için önemlidir.


Şirketler bilgiyle var olabilir ama var olduktan sonra onu sürdürmek için bilgelik gerekir. Sadece sistem ve süreçleri kurmak yetmez, iyi bir kadro ve ekibin olması çok önemli faktördür. Bu konuda çok sevdiğim bir metafor var, ormanın kralı aslandır ama ormanda neyse ki tilkiler de bulunur. Aslanın kaba kuvveti onun hükümdarlığını sürekli kılmaz, avcılıkta güçlü olsa da yeterince av bulamayınca hayatta kalması zorlaşır. Her zaman her ortamda aklı temsil eden birden fazla şeye ihtiyaç vardır… Tıpkı Zeus'un yanında Prometheus'un bulunması veya sultanın yanında gücünü delege ettiği bir vezirin olması gibi.


Doğru sistemlerle donatılmış ve şirket yönetiminde yeterli sayıda bilge liderler bulunduran organizasyonlar sürdürülebilirliği garanti altına alır.


Enron Belgeselinin tamamı için:



 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page